İki Ekonominin Hikayesi

Posted on Ocak 5, 2011

0



2011 yılına girerken, iki ekonominin hikayesi, farklı hızlarda ekonomik iyileşmeler, gelecekte büyümeye kim önderlik edecek gibi başlıklara rastlıyorsunuz tüm bilinen araştırma mecralarında. The Economist, AT Kearney, Deloitte, Mc Kinsey, bu konuya farklı başlıklarda yer verdiler.Gelişmiş ekonomiler zayıf bir geri dönüşüm ile başa çıkmaya çalışırken, gelişmekte olan dünya ise dört kat hızlı ilerliyor. 2009 yılındaki resesyondan sonra 2010 yılında dünya teşvik planlarıyla düzelen bir yıl ve sonrasında 2011. Gerçek olmayan destek çekildikten sonra 2010`da yaşanan büyümenin 2011`de yaşanamayacağı bekleniliyor. Enflasyon beklentisi ve kurlar üzerindeki baskılardan da çokça bahsediliyor ama benim esas üzerinde durmak istediğim bu iki farklı hızda büyüyecek olan dünyada biz şirketlerin neler yapmaları gerektiği ile ilgili.

Bir tarafta gelişmiş ekonomiler: Batı Avrupa’da çok borçlu ülkeler yokolma tehlikesinden döndüler. 2011`de de fakir olarak yollarına devam edecekler. Yunanistan borç yapılandırmasına gidecek. Devlet yardımları bittiği için İngiltere ve Fransa’da büyüme çok düşük gerçekleşecek. Güçlü Almanya ekonomisi bile yavaşlayacak- devlet bütçe açığını azaltmak için harcamaları kesecek ve vergileri yükseltecek.

Diğer taraftan gelişmekte olan ülkeler: Hava güneşli bu ülkelerde. Çin’in geniş ekonomik hacmi, henüz Amerika’ya rakip olamasa da kendi sınırları ötesini etkileme gücünü ortaya koyuyor. Çin’deki talebin yükselmesi, diğer Asya ülkelerinin yanısıra Brezilya, Avustralya ve Afrika’yı da olumlu yönde etkiliyor. 2011`de Çin’deki büyüme hızı, devletin aldığı önlemler sonucu biraz yavaşlayacak. Çin ve Amerika’daki yavaş büyüme diğer ülkeleri de etkileyecek ama çok büyük ölçüde değil. Hindistan bu yavaşlayan büyümeden en az etkilenen ülke olacak. 2011`de Hindistan’ın, Çin’i geçebilecek bir büyümeyi yakalaması bekleniyor. Aşağıdaki grafikte de görüldüğü üzere büyüme oranlarının gelişmiş ülkelerde %3`ün altında seyretmesi beklenirken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran %4`ün üzerinde.

Finansal krizden önce dünya birlikte hareket etmeye doğru gidiyordu. Globalleşme en popüler kelimelerden biriydi. Krizden sonra gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasındaki fark çok ciddi açıldı. Amerika, Avrupa ve Japonya devlet desteğinin çekilmesi ile özel sektörlerinin ne kadar zayıf olduğu ortaya çıkacak. Yabancı yatırımın Amerika ve Avrupa’dan Asya, Latin Amerika ve hatta Afrika’ya kayması bekleniyor. Son olarak Güney Afrika da BRIC grubuna davet edildi. Fırsatların 2011 yılı ve sonrasında nerede olacağını bilmek istiyorsanız, parayı takip edin diyor the Economist yazarı Robin Bew. Bunu arkadaşlarla konuşurken “Para Türkiye’ye de geliyor, nasıl olacak o zaman?” dediler. Belki de Türkiye’yi de nasılsa bizim elimizin altında gözlüğü ile değil de fırsat ortaya çıkartabilme gözlüğü ile irdelemekte fayda var. 2011 büyüme hedefinin %5`ler de olması beklentisi bizim için büyük bir fırsat. Bildiğimiz kültür ve dinamiklere sahip olan ülkemizde de büyüme stratejileri oluşturabiliriz. İç pazarı es geçmeyelim. Farkındaysanız özellikle perakende sektöründe yabancı isimler de giderek büyüyor Türkiye’de. İstanbul ile başlayan Türkiye yayılımları diğer şehirlere de sıçrıyor.Adana’dan örnek vermek gerekirse, şehre 2009 yılında gelen Starbucks’ın şu anda üç yerde şubesi var.

Şirketlerin, özellikle de ihracatçı şirketlerin böyle bir dünyada büyüme için bir strateji bulmaları gerekiyor. En basit matematiği düşündüğünüzde bu olay iki şekilde olur.

Hacimsel Büyüme
Şirketlerin hacmen büyümeleri, ya mevcut pazarlarda derinleşerek ya da yeni pazarlar oluşturarak olabilir. Mevcut pazarlarda derinleşmek ve yeni pazarlar oluşturmak yukarıdaki tablo düşünüldüğünde aynı yere yönlendiriyor insanı. Mevcut pazarlardaki müşterilerin de gelişmekte olan pazarlara yatırımlar yaparak esas büyümeyi oradan elde ettiği gerçeği göz önüne alınırsa, böyle şirketler ciddi takip edilmeli ve varsa değişen talepleri iyi incelenmeli. Bu doğrultuda inovatif ürün ya da servisler sunulmalı. Yeni pazarları düşünenler içinse rota belli, parayı takip edelim. Gelişmekte olan ülkelerdeki lokal müşterileri ve farklı ihtiyaçlarını araştıralım ve bir an önce harekete geçelim. Çünkü bu senaryolar yaklaşık 2 senedir yüksek sesle söyleniyor.Çin başta olmak üzere Asya’nın bir tüketim toplumu haline geleceği, ve hatta bu ülkelerdeki milyonlarca insanın tüketici olma sınırı olan yıllık $3650 kazancı geçtikleri konuşuluyor. Evet batıdan farklı oldukları için, kültürleri ve pazar dinamikleri kendilerine has olduğu için şirketler frene basmak ve önce başkası denesin isteyebilirler. Fakat bu gibi durumlarda öncüler ya da en iyi takip eden birinciler esas payı alırlar. Diğerleri de takipçi olmaktan öteye geçemezler. O yuzden, bu fikirlerle ortaya çıkan çalışanlarınız lütfen “Bunu daha önce hangi şirket yapmış?” diye sormayın. Çünkü bu sorunun bir cevabı olsa zaten sizin için geç kalınmış demektir.

Fiyat Realizasyonu
Büyümenin ikinci bacağı da fiyat realizasyonudur. Arz talep yönetimi ve fiyat optimizasyonu ön plana çıkar. Arz talep yönetiminde bugünlerde şirketlerin yönetmekte güçlük çektikleri bir başka konu da emtia fiyatlarındaki artış. Bir kısım görüş burada çok ciddi spekülasyonların olduğunu söylüyor. İnsanlar finans piyasalarından istedikleri kadar kazanç elde edemeyince yönlerini emtia borsalarına çevirdiler ve fiyatları etkilediler. Bu kısmen doğru fakat başka bir gerçek de var ki o da sınırlı bir dünyada yaşadığımız. Tüketim talebi arttıkça kısıtlı olan kaynakların da ister istemez fiyatları yükselecektir. O yüzden şu an içinde bulunduğumuz belirsizlik durumunda, senaryoları daha pahalı bir dünya üzerine oturtmakta fayda var.

Fiyat optimizasyonuna geri dönersek müşterilerin fiyat hassasiyetlerini bilmek böyle zamanlarda çok önemli. Fiyat elastikiyeti düşük olan müşterilere odaklanmak, her müşteri grubu için farklı fiyat stratejileri oluşturmak, müşteride yaratılan değeri iyi analiz etmek ve ihtiyaçlara göre sunulan hizmeti farklılaştırmak, kısacası müşteri değeri ya da riski gözönüne alınarak fiyatlama mekanizamalarını harekete geçirmek en temel noktadır.

Gerek yeni pazarlarda gerekse mevcut pazarlarda bugün her zamankinden çok müşterilerimizin ihtiyaçlarını birebir takip etmeye, onlara yönelik çözümler sunmaya ihtiyaç vardır. Şirketler gelişmekte olan ülkeleri de radarlarına alarak bu şekilde oluşturacakları büyüme stratejileri ile 2011`de ve sonrasında başarıyı yakalayabileceklerdir.

Posted in: Strategy