Girişimcilik Ruhu Nasıl Beslenir?

Posted on Aralık 21, 2010

0



Düzenli takip ettiğim dergilerden biridir Harvard Business Review. Haziran 2010 sayısında, Girişimcilikte Köklü bir Değişiklik Devrimini Nasıl Başlatırız? başlıklı Daniel J. Isenberg’in yazdığı bir makale yer alıyor. Devletlerin ekonomilerini transforme etmek için girişimciliğin önemini anladıklarını, fakat bir çoğunun risk sermayesi yaratmak için ortaya koydugu çabaların kaybolduğunu söylüyor. Çoğunlukla bu imkansızı yeni bir Silikon Vadisi yaratmak olarak tanımlıyor. Hatırlıyorum, biz de tam da tarif edildiği şekilde, İstanbul civarıydı yanılmıyorsam, bir alan belirleyip benzer bir çaba içerisine girmiştik ama sadece o haber oldu, sonrasında ilgili bir haber görmedim. Daha farklı ve iyi bir yaklaşımla gerçekten de girişimcilerin ekonomileri dönüştürdükleri bilinen bir gerçek. Neden bizim ülkemiz, bölgemiz, şehrimiz, kendimiz için de olmasın. Ama bahsettiğim girişimcilik heryerde olan ticari mağazalardan birini açmak değil. Bu tür işleri küçümsediğimden değil, sadece ekonomiye katkıları olmasına rağmen bizi ilerletecek, kurbağa gibi zıplatacak türden katkılar değil bunlar, herkesin yaptığı işler. Herkesin yaptığı iş bile olsa girişimci bir şekilde bu işe yenilik getirebilendir. Bu bakış açısı, yöntemi, ürünü, pazarlaması, servisi ya da aklınıza gelebilecek başka herhangi müşteride değer yaratabilecek bir noktası olabilir işin.

Peki nasıl böyle girişimcilerin yeşerebileceği ortamlar yaratırız? Bu konuda ülkemizde çaba gösteren kurumlar var. Bankaların mikro kredileri, risk sermayesi şirketleri, üniversitelerde yapılan çeşitli fikir yarışmaları şu an aklıma gelenler. Filin hep farklı bir tarafını tutabilen bu tarz oluşumlar gerçekten heyecan verici fakat bütünü oluşturamadıkça eksik kalıyor. İstediğimiz noktaya ulaşamıyoruz bir türlü. Bütünü oluşturmanın kesin bir tanımı olamaz ama Mr. Isenberg böyle bir ortam yaratmak için bazı prensiplerden bahsetmiş makalesinde.

1.Silikon Vadisi yaratma hevesinden vazgeçin

Silikon Vadisinin ortaya çıkmasına neden olan birçok faktör var. Etrafındaki güçlü endüstri, açıkgörüşlü bir Kaliforniya kültürü, Stanford Üniversitesi’nin endüstri ile olan iyi ilişkisi, doktora öğrencilerine yönelik liberal bir politika, teknolojik ve teknik uzmanlıkla dolup taşması gibi. Bilgi bazlı endüstri oluşturulması tüm devletlerin mantrası. Biz de tekstil endüstrisi, tarım gibi sektörlerden kaymaya çalışıyoruz. Ama bunu sağlamak ciddi anlamda bir plan gerektiriyor ve tabii en önemlisi bu doğrultuda jenerasyonlar boyunca süren eğitime yatırım.

2.Lokal şartlar etrafındaki ekosistemi biçimlendirin
Kendi lokal girişimcilik boyutları, stili ve iklimimizi ortaya çıkaralım ve bunlara uygun bir strateji belirleyelim.Bu stratejiyi kendi gerçeklerimiz üzerine inşaa edelim. Yurtdışından birebir kopya etmeye çalıştığımız oluşumlar tıkanıyor, ilerlemiyor. Nedir Türkiye için, nedir yaşadığım şehir olan Adana için bu gerçekler. Tarım, tekstil, doğalgaz, turizm…Bu endüstrileri belirleyip enstitülerimizin bu endüstrileri beslemesi için programlar başlatalım.

3.Özel sektör en başından beri işin içinde olmalı
Sadece özel sektörde sürdürülebilir bir büyüme ve karlılık için dürtü vardır. Üniversitelerde doğal olarak böyle bir dürtü yoktur. Özel sektör başından beri işin içinde olursa inovatif fikirleri ortaya çıkarmak ve ayrıştırmak verimli olacaktır. Ayrıca onlar tarafından bir fon da oluşturulabilir.

4.Yüksek potansiyelli olanları seçin
Yükselen ekonomilerdeki bir çok program düşük potansiyelli girişimcilere fonlarını dağıtmaktalar.Bu Türkiye’de de benzer şekilde ilerliyor. Bir çok yarışma ya da değerlendirme ile fonlar dağıtılıyor ama ses getiren projelere bakıldığında çok ciddi yansımalar olmuyor. Eğer kaynaklar limitli ise hevesli, büyüme odaklı girişimcilere odaklanılmalı.

5.İşin başında büyük bir kazanç yaratın
Bu her işte çok önemli, özellikle de yaptığınız iş değişimi gerektiriyorsa, sizin dışınızdakileri ikna edebilmek için en başında güzel bir kazanç göstermek gerekli. Ama elle tutulur bir sonuç olmalı bu. Erken, görünür başarılar, girişimcilik bariyerleri ve risk algısını azaltır. Fon sağlanacak projeleri seçerken de bu konuya dikkat edilmeli.

6.Kültürel değişim ile başa çık
Bu konuda, görünürde Türkler girişimcidir. Büyük çoğunluk kendi işinin sahibi olmayı hayal ederler. Fakat gerçekten yenilik içeren girişimciliğin tam tarifine uygun bir kitle çok çalışma ve bilgi birikimini gerektiriyor. Evet gençler daha taze beyinler, kalıplaşmamış olduklarından değişik fikir üretme ihtimalleri yüksek oluyor ama girişimciliğin bir de ticari yönü olduğu düşünülürse kar amacı güden, alt yapısı sağlam, bilgi birikimi yüksek hem de girişimci ruhu taşıyabilen insanlar yetiştiren bir kültüre ihtiyaç var. Bunun adı konulup bu yönde değişim başlatılmalı.

7.Kökleri önemse
Yüksek potansiyelli girişimcileri bile birden kolay para ile takdir etmek doğru değildir. Yeni işler pazarın zor koşulları ile başbaşa kalmalıdır.Yıllarca, yardım, mentor desteği ve çoğunlukla mekan sağlayan inkübatorler ya da girişimcilik merkezleri popülerdi. Bunların önemi tartışılmaz ama girişimcilerin kızgın rekabet koşullarında ayakta kalmaları hatta büyümeleri beklenir. Bu yüzden de en başta ortaya çıkabilecek güçlü bir fon desteği bir kez daha düşünülmelidir.

Bizim ADANA USAM ile yaptığımız bir başka çalışmada da girişimciliğin önündeki en önemli engeller;
* Eğitim ihtiyacı-gerek girişimcilik ruhunu destekleyen temel eğitim gerekse üniversite sonrasında fikir oluşturma dışındaki gerekli adımlar için eğitim (pazar araştırması, fizibilite, hukuki şartlar, vs.),
*Üniversite sanayi işbirliği eksikliği,
*Yatırımcıların yurtdışındaki kadar risk almak istememeleri-finansman eksikliği-risk sermayesi azlığı
olarak ortaya çıkmıştır.

Adana özelinde ise bu maddelere ek olarak yaşanan beyin göçü, kurumlararası iletişim eksikliği ve ortaklık kültürünün yerleşmemiş olması tartışılmıştı. Yapılması gereken ama çok ama az önemli olsun engelleri ortaya çıkararak yukarıdaki öneriler doğrultusunda doğru stratejileri oluşturmaktır. Nereden başlayalım, önceliklendirelim ve işe koyulalım.

Posted in: Girişimcilik